Copyright © Tuğçe'nin Kitaplığı
Design by Dzignine
Brenda Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Brenda Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Şubat 2013 Perşembe

Pamuk İpliği - Brenda Jackson | Ön Okuma


c92dc573-3331-4ea5-a191-fff1bc44a1cc-1Bugün, geçtiğimiz hafta BloG-Twins çalışmasında yorumladığımız (yorum için tık tık) Pamuk İpliği kitabından bir bölüm paylaşıyorum sizlerle... Yorumda da belirttiğimiz gibi aşk romanı severlerin kaçırmak istemeyeceği türden bir kitap...

Keyifli okumalar

Birinci Bölüm

“Haydi, söylesene. Düğün telaşı sarmadı mı seni henüz?”

Erica Sanders, ortaokuldan beri yakın arkadaşı olan April’i masanın karşı tarafından süzerken, onun dışında hiç kimsenin kendisine böyle bir soru yöneltmeye cesaret edemeyeceğini düşünüyordu. April North, onu çok iyi tanıyordu. Erica’nın duyduğu endişe ve stresin, nişan partisinden birkaç hafta önce, çiftin ailelerinin resmen tanışacağı partide artmaya başlayacağını tahmin edebilirdi. Erica, bu karşılaşmayı dört gözle beklemiyordu doğrusu, tabii annesinin tavrı yüz seksen derece dönmediği takdirde.

“Evet, biraz stresliyim,” diye kabul etti. “Aklımı zar zor toparlıyorum. Ancak, bu her gelinin başına gelir, öyle değil mi?” Eğer duygularını biri ile paylaşması gerekiyorsa, bu kişinin kesinlikle April olması gerektiğini düşündü Erica.

Her şeyden önce, en iyi arkadaşı, evlilik yolundan şimdiden üç kez geçmişti.

“Tabii, biraz stres her gelinde olur. Ama senin durumunda…” April bazı kelimeleri dile getirmedi.
Erica’nın annesi, onu deli ediyordu.

Karen Sanders, önce Brian Lawson’ın kızıyla evlenecek kadar iyi olmadığından şikâyet edip durdu, sonra ise, Erica’nın düğününün yılın olayı olmasını istediği için organizatörlere dünyayı dar etti.

Düğün, Ohio’daki ilk özgür siyahların şehirlerinden biri olarak tarih kitaplarında adı geçen, yedi bin nüfuslu Hattersville’in kurucularından birinin büyük büyük torununa yaraşır olmalıydı. Erica, Wisconsin’deki üniversite yılları hariç, yirmi yedi yıllık yaşamının tümünü Hattersville’de geçirmişti. Başka bir şehirde geçirdiği dört yıl içinde, doğduğu yerdeki insanların ne kadar dar görüşlü ve züppe olduklarını anlamış ve birçok konuda gözü açılmıştı. Tüm insanlar ayrıcalıklı değildi. Arkadaşı April, bulundukları yerin öteki tarafında Beşinci Bölge olarak adlandırılan yerde doğmuştu ve bu durum her fırsatta Erica’ya annesi tarafından hatırlatılmıştı. Erica’ya göre, ne tarafta doğduğunun pek bir önemi yoktu ve April ile olan yakın arkadaşlığının hayatında her zaman ayrı bir yeri vardı. Bunun yanında, oldum olası çok güzel kız olan April, hayata sıfırdan başlayıp zengin olmuştu ve şimdi dünyaca ünlü bir modeldi. Bu durum, ne kadar alçak bir noktadan başlarsa başlasın, ortaya yüreğini ve aklını koyan herkesin başarılı olabileceğinin kanıtıydı.

Şehrin baskıcı ortamından uzaklaşmaya Erica’dan çok ihtiyacı olan April, Los Angeles Üniversitesi’ne başlamak için batıya gitmiş ve orada birinci ve ikinci eşleriyle tanışmıştı. Bir yıl önce boşandığı üç numaralı kocasıyla ise, Büyük Britanya’da tanışmıştı.

“Sen de benim kadar biliyorsun,” diye devam etti April, salatasını yerken. “Bayan Karen’in hayalindeki evlilik, senin Griffin ile yapacağın evlilikti.”

Erica, bunun doğru olduğunu biliyordu. Griffin Hayes’in ailesi, aynı kendi ailesi gibi, Hattersville’in zenginlerindendi.

Doğal olarak bazı kişiler, özellikle de annesi, kızı ile Griffin’in büyüyüp evleneceklerini umuyorlardı. Bazıları vardı ki, yine isim vermek gerekirse annesi, bu evliliğin hem çıkarlar açısından doğru bir seçim olacağını hem de bu iki aile arasına giren lanetin, aralarında yapılacak bir evlilik ile son bulacağını düşünüyorlardı.

Maalesef, kimse, onun ve Griffin’in kalbine haber verme zahmetinde bulunmadı. Onlar ise bir türlü o duyguyu hissetmiyordu. Büyüme çağlarında aileleri onları o kadar çok bir araya getirmişti ki, sonsuz bir evlilik bağı ile adanmış bir çift olmak yerine, birbirlerini kardeş olarak görmeye başlamışlardı. Lisedeyken birlikte olmayı denemişler fakat aralarında bir elektriklenme olmamıştı. Griffin de, Erica da bunun farkındaydı. Aralarında arkadaşlıktan başka bir şey olamayacağına dair karar verdiler.

531746_507244422647635_25950951_n

“Annem artık Bayan Griffin Hayes olmayacak olmam fikrine alıştı,” dedi Erica. “Kesinlikle aradığımı buldum. İnan bana. Brian, istediğim ve ihtiyacım olan tek adam.” Herkesten şüphelenirdi, hatta April’dan bile, ama söylediklerinden kesinkes emindi.
“Bu hafta geliyor mu?”

Erica’nın dudaklarını kocaman bir gülümseme kapladı ve şans getirmesi için parmaklarını çaprazladı. “Umalım da öyle olsun. Firma için iki avukat daha tuttular ama hâlâ bir ton dosya yükü var.” Dallas’taki saygın bir hukuk bürosunda avukat olan Erica ve Brian, geçen yaz Myrtle Sahili’nde tatil yaparken tanışmışlardı. Bir sabah, Brian iskeleye balık tutmak için çıkmıştı ve Erica da o sırada sahilde koşuyordu. İkisi konuşmaya başlamış ve ardından Brian ertesi gün için onu kahvaltıya çağırmıştı. Birkaç hafta içinde sevgili olmuşlardı.

Yaz bittiğinde, tüm klişeleri altüst etmiş ve ilişkilerini devam ettirme kararı almışlardı. Aşkları, uzun soluklu olmaya doğru yelken açmış, yeni yıl tatilinden hemen sonra, Brian ona evlenme teklifi etmişti. Erica bu teklifi kabul etti ve şimdi, ağustos ayında yapılacak olan düğünün ardından Teksas’a yerleşmeyi dört gözle bekliyordu.

Annesi, tek çocuğunun, Hayes’in dışında biriyle evlenip şehir dışına taşınması fikri üzerine bayağı gürültü koparmıştı. Şimdi bile, aylar sonra, Karen Sanders’ın bu konuda sorunlar yaratmaya uğraşması kaçınılmazdı.

“Peki, baban nasıl direniyor?” diye sordu April, Erica’nın düşüncelerini bölerek. “Annen, seni reddetmesi için onu ikna edebildi mi?”

Erica, babasını düşündüğünde, açık ela gözlerinde sevgi ve anlayış belirdi. Babası ona tam destek veriyordu. Yine de annesini kızdırmamak için bunu sakin bir şekilde yapıyordu. Erica’nın yaptığı şeye hayranlık duyduğunu belli edecek ufak şeyler yapıyor ya da söylüyordu. Kendisinin yapamadığını Erica yaptığı için, bir mirası koruyabilmek değil de aşkı uğruna evlenmeyi seçtiği için, onu takdir ediyordu. 
Anne ve babasının evliliğinin önceden planlanmış olduğu sır değildi.

“Bunun olmayacağını sen de benim kadar biliyorsun,” diye yanıtladı. O ve babası birbirine çok yakındı ve bu her zaman böyle kalacaktı.

Erica ve April park ettikleri arabalarının yanına doğru yürüdüler ve April, büyükannesini ziyaret etmek için geldiği şehirden ayrılmadan önce birkaç kez daha görüşmek için sözleştiler. Mart’ın ilk haftasıydı. Ohio’nun soğuğu iyiden iyiye hissediliyordu ve Erica’nın korunmak için omuzlarını şalıyla sıkıca sarmıştı. Giorgio özel koleksiyonundan olan şalı, geçen sene April’ın ona verdiği doğum günü hediyesiydi.

Yukarıya baktığında Erica, parlak ışıklarla ve bakımlı çimlerle kaplı şehir merkezini gördü. Beşinci Bölge parkları berbat görünüyordu ve bakıma ihtiyaçları vardı ancak buradaki şehrin kurucularına ait heykeller iyi durumdaydı. ‘İyi’ vatandaşların ayrıcalığını düşününce, neredeyse midesi kalkmıştı.

Saatine göz attı. Henüz sekiz bile olmamasına rağmen dükkânlar çoktan kapanmış, şehir, hayalet bir şehre dönüşmüştü. Bir zamanlar ekonomik olarak büyük sıkıntılar yaşamış olan şehir, birkaç hali vakti yerinde aile yerleşip, küçük ve can çekişmekte olan işyerlerini satın alınca düze çıkmıştı. Ne var ki bu durum, zenginlerin daha da zenginleşmesine ve şehrin tüm iplerini ele geçirmelerine yol açmıştı.

Erica’nın şehrin tarihi kütüphanesindeki başkütüphanecilik ve muhasebecilik işi bile, ailesi tarafından, özelikle de annesi tarafından, Hattersville tarihinin iyi bir şekilde koruna-bilmesini sağlamak amacıyla ayarlanan ve oldukça rahat bir pozisyonun ötesine geçemeyen bir iş olanağıydı. Erica’ya, eğer ataları -Kanada’dan gelen özgür siyahlar- olan şehir kurucuları olmasaydı, bu şehrin de var olamayacağı sürekli olarak hatırlatılmaktaydı.

Nesiller boyu, Hattersville’deki iki grup arasında belirgin bir çizgi var olmuştu: zenginler ve yoksullar. Varlıklı Hayes, Delbert, Sanders, Carter, Heard, Baker, Cobb ve Stonewell aileleri şehre çalışmaya gelen binlerce kişinin işvereni ve en büyük üretim şirketlerinin sahipleriydiler.

April ile sarılarak vedalaşan Erica, birkaç yıl önce babasının doğum günü hediyesi olarak kendisine vermiş olduğu, kiraz renkli, iki kapılı Mercedes’ine bindi. Emniyet kemerini henüz geçirmiş ve tam kontağı çevirmek üzereyken, cep telefonu çalmaya başladı. Arayanın Brian olduğunu görünce yüzü güldü. 

Cevaplamak için vakit kaybetmedi. “Selam.”

“Selam, tatlım. Neredesin?”

“Ryder’ın Et Lokantası’ndan çıkmak üzereyim. April şehirdeydi, birlikte akşam yemeği yedik.” Bir an duraksadı ve, “Hafta sonu için kaçabilecek misin?” diye sordu.

Brian’ın telefonun diğer ucunda güldüğünü duydu ve bunun ne kadar çekici olduğunu düşündü. Onu ilk gördüğü anı anımsadı. Altında yırtık bir kot, üst kısmı çıplak bir haldeydi. Elinde bir olta, balık tutuyordu. Ona çapkın bir şekilde gülmüştü ve Erica o an erimişti. O gülücüğü vücudunun her bir gözeneğinde ve hücresinde hissetmişti. O gülüş, onu sıcak ve yanan bir kütleye dönüştürdü ve bütün arzularının, olabileceği en gerçek haliyle karşısında durduğunu o gün keşfetti.

“Evet, sanırım kaçabileceğim,” dedi, Erica’yı daldığı düşüncelerden uyandırarak. “Bu arada, evinde seni bekleyen bir şey var.”

Hemen gülümsedi. Ona, “seni düşünüyorum” hediyeleri gönderiyordu postayla.

Bu kez ne yolladığını merak etti. Geçen hafta, geceleri bir ninni gibi onu uyutsun diye, Barry White’ın duygulu sesiyle söylediği “Rock-a-bye Baby” şarkısını bir CD’ye kaydedip yollamıştı.

“Nedir?” diye sordu.

Cevap vermeden önce, bir kez daha o çekici gülüşü yükseldi, “Ben. Artık öğrendiğine göre, çok hızlı sürmene gerek yok.”

Dudaklarından bir iç çekişi yükselen Erica, nasıl yavaş gidebileceğini düşündü. Birbirlerini görmeyeli üç haftadan fazla olmuştu ve derin bir özlem ile dolup taşıyordu. Onu gördüğünde içini büyük bir mutluluğun kaplayacağını çok iyi biliyordu. Nasıl bekleyeceğini düşündükçe, içi duygusal kıpırdanmalarla dans etmişti.

“Ben gelene kadar rahatına bak,” dedi ona.
“Çoktan baktım ve sabırsızlıkla seni bekliyorum, bebeğim.”
O da sevgilisini görmek için sabırsızlanıyordu. “Yoldayım.”

Brian ateşli bir karşılık daha vermeden, ki bir kez daha yaparsa bu muhtemelen onu çıldırtacaktı, telefonu kapattı ve park yerinden ayrılmak üzere motoru çalıştırdı. Brian şehirde olduğuna göre tüm hafta sonu planları değişecekti. Elbette herkes bunu anlayışla karşılardı.

Tabii, annesi hariç herkes.

Brian Lawson, cep telefonunu gerektiğinden fazla bir süre elinde tuttuktan sonra masanın üzerine koydu. İçi pırpır ediyordu. Erica’nın sesini telefonda her duyduğunda aynı şey oluyordu.

Eğer birileri ona, bir kadına bu şekilde âşık olacağını söylemiş olsaydı, onlara asla inanmazdı. Erica’yı o gün sahilde gördüğü anda âşık olduğuna ikna olmuştu ve onun çıktığı diğer kızlardan çok daha farklı olduğunu bir şekilde anlamıştı.

O zamana kadar, yalnız olmaktan memnun olan bir adam olmuştu. Kısa süreli planlar yapmaktan ve kafasına göre biri-leriyle çıkmaktan hoşlanırdı. Fakat o yaz, Erica ile zaman geçirdikten sonra, onun sonsuza kadar beraber olmak isteyeceği türden bir kız olduğunu anlamıştı. Bu düşünce, sandığı gibi onu korkutmamıştı. Hatta onu daha çok tanıdıkça, ebediyen onun yanında olacak kişinin kendisi olmasını daha da çok istemişti.

Derin bir nefes aldı. Birasından bir yudum daha içti ve müstakbel karısının mutfağına göz gezdirdi. Büyük, ferah bir mutfaktı ve yemek yapmaktan çok hoşlandığı için tam Erica’ya göreydi. Kendisi de öyleydi. İlk fark ettikleri ortak noktalarından biri de buydu.

Duvarlar soluk bir sarı renge boyanmıştı. Mutfak aletlerin hepsi beyazdı ve bu odayı olduğundan geniş gösteriyordu. Onun Dallas’taki paslanmaz çelikle kaplı mutfağı her ne kadar daha modern gözükse de, Erica’nınki ile kıyaslandığında daha az sterildi. Duvarda asılı büyük tabloda, güneşli bir Güney Carolina gününde resmedilmiş Myrtle Sahili gözüküyordu. Sisli Ohio kışlarında, yemek masasında otururken bu resme bakmak çok hoş olmalıydı. Daha da güzeli, tam olarak o yaz tanıştıkları yere ait bir çizim olmasıydı: İskelenin hemen yanı. Brian, bu tabloyu Teksas’taki bir galeride görür görmez, onu Erica için satın alma şansını kaçıramayacağını düşünmüştü. Aslında her ikisi için…

Erica’nın eve gelmesini beklemek için masaya oturdu. Eğer doğru hatırlıyorsa, şehrin öbür tarafındaki Ryder yirmi dakika uzaklıktaydı ve Erica’yı yavaş gelmesi konusunda uyarmış olmasına rağmen, çabuk geleceğini biliyordu. Bu on dakikaya kadar eve varacağı anlamına geliyordu.

Tekrar mutfağa göz attı. Oturduğu yerden, yemek odası ile oturma odasını rahat bir şekilde görebiliyordu. Dallas’taki dairesi bu kadar büyük değildi. Mükemmel bir bekâr eviydi, ancak, evlendikten sonra, daha büyük ve ofise yakın bir eve taşınmak üzere karar almışlardı.

Erica’nın evini de kapatmayacaklardı, böylelikle, ailelerini ziyaret etmek için Hattersville’e geldiklerinde kalacakları bir yer olacaktı. Aslında, ailelerinin bir malikâne olarak kabul edilebilecek devasa büyüklükteki evlerinde birçok konuk odası bulunmaktaydı. Ancak Brian, kendisinin, Karen Sanders’ın çatısı altında bir gece bile geçirmeye tahammülü olamayacağını sezen Erica’yı takdir ediyordu. Onun, Karen’ın seçtiği damat olmadığı büyük bir sır değildi.

Erica’nın annesi kesinlikle Brian’ın annesinden çok farklıydı. Rita Lawson, bu dünyadaki en tatlı ve makul kadınlardan biriydi. Brian on beşindeyken, babasının anevrizmadan ölmesinin ardından, onu tek başına yetiştirmişti. Onu üniversiteye ve hukuk fakültesine göndermek o kadar kolay olmamıştı; ancak bunu yapmış olmaktan hiç şikâyetçi değildi. Brian da bu durumun kıymetini fazlasıyla bilmişti. Şimdi ise, her zaman yapmak istediği bir şeyi başardığı için annesiyle gurur duyuyordu. Her zaman dış dünyaya âşık olan annesi, büyük bir şirket için peyzaj mimarlığı yapmaya başlamıştı. İşi çok fazla seyahat etmesini gerektiriyordu ki, bu onun her zaman hayalini kurduğu şeydi. Daha geçen hafta Beijing’den dönmüştü. Çin’e ilk gidişiydi ve Brian, orada yaşadıklarını anlatırken ne kadar heyecanlandığını aklından çıkaramıyordu.

Aylar önce Erica’yla resmen tanışmış ve müstakbel gelinine ilk anda bayılmıştı. Erica’nın annesinin de kendisini kabul etmesini dileyerek, birasından bir yudum daha aldı.

Kafasını bulandıracak düşüncelere izin vermemeye çalışsa da, bu konu, arada sırada aklına geliyordu. Anne babaların çocukları için eş seçtiği zamanların artık sona erdiğini bilmiyor muydu bu kadın? Erica kendi hayatını yaşıyordu. Nasıl ve kimle yaşayacağına karar verebilecek olgunluktaydı.

Brian, bir araba kapısının kapanma sesini işitti ve Erica’nın geldiğini anladı. Ayağa kalktı ve içini bir endişe sardı. Endişe ve aşk.

Arka kapıdan gelen bir anahtar şıngırtısı duydu. Birkaç saniye sonra hayatının geri kalanında birlikte olmayı, birlikte çocuk yapmayı, ismini paylaşmayı ve sonsuza kadar yanında kalmayı seçtiği kadını karşısında görecekti.

Onu yakalayan tüm duyguları anlamaya çalışırken kapı açılmış, Brian, o an derin bir nefes almıştı. Bakışları anında birbirini yakaladı ve onun dudaklarına yansıyan gülüşü, her bir noktasını felç etmiş gibiydi.

062612-health-hiv-day-black-couple-holding-hands-marriageSaçlarını açık bırakmıştı ve bu gece, saçları omuzlarına birer su dalgası gibi düşmüştü. Koyu olan saç tellerinden kimisi, mutfağın parlak ışıkları altında daha açık görünüyordu. Bakışları, Erica’nın yüzünde dolandı. Onu büyüleyen ilk şey gözleri olmuştu. Ela renkli, kedi gözleri vardı ve o kadar büyüleyiciydi ki, o gözlere bakan bir adam tüm duygularını kaybedebilirdi. İlk gördüğünde Brian’ın hissettiği de tam olarak buydu. Dikkatini çeken diğer özelliği ise dudaklarıydı. Sanki özel olarak Brian için yapılmış, mükemmel bir şekilli dudakları… Bir keresinde Brian’a, onu öpmeden önce hakikaten kimseyle öpüşmemiş olduğunu anladığını söylemişti.

Gördüğü her noktaya, özellikle de vücudunu oluşturan kıvrımlara bir kez daha hayran kalarak, ayak ucundan başına kadar onu süzdü. Daha önce çıkmış olduğu kadınlar kadar uzun boylu değildi ama onun 1.63′lük boyunun kendi 1.90′lık boyunu mükemmel bir şekilde tamamladığını düşünüyordu. Evet, Erica tamamen güzel bir kadındı ve şehvetli rüyalarını süsleyen varlığın ta kendisiydi. Göğsü sıkıştı. Kesinlikle muhteşemdi, ona baktığında tam olarak düşünemiyordu. Ateşli, ilkel bir ihtiyaç benliğini titretiyordu. Erica, kapıyı kapatıp, sandalet giymiş ayakları ile ona doğru adım atarken, Brian da ona doğru ilerlemeye başlamıştı bile.

Ona sımsıkı sarıldığı anda, dudaklarını onun dudaklarına hapsetmeden birkaç saniye öncesinde, derinden gelen bir sesle bir şeyler mırıldandı, “Evine hoş geldin, tatlım.” Erica’nın, her şeyi yapmaya hakkı varmışçasına, vücudunu onun vücuduna iyice yapıştırarak öpücüğüne karşılık verişini hissetti.
Ve Erica tüm haklarını kullandı.
continue reading "Pamuk İpliği - Brenda Jackson | Ön Okuma"
14 Şubat 2013 Perşembe

Yorum: Pamuk İpliği - Brenda Jackson | BloG-TwinS (İki Blog Bir Kitap)


c92dc573-3331-4ea5-a191-fff1bc44a1cc-1
Puanlama : C+
Yazar: Brenda Jackson
Çevirmen:  Gizem Şimşeksoy
Sayfa Sayısı:  372
Dili: Türkçe
Yayınevi:  Ephesus Yayınları

Merhabalar ve Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun!

@Küçük Kız: BloG-TwinS’ de bu haftaki konuğumuz bir aşk romanı.
@Tuğçe: Malum Sevgililer Günü değil mi? ;)

Pamuk İpliği,
 Brenda Jackson’ın 2011 yılında Kimani tarafından yayımlanan ve ülkemizde de bu ay içerisinde Ephesus Yayınlarından çıkarılmıştır. [@Küçük Kız: Okurken büyük keyif aldığım bu kitabı Tuğçe ile atışırken neler çektiğimi size anlatamam, zaten birazdan sizde anlayacaksınız. (: ]

Tabiki bla bla kısımlarını Tuğçe’ye bırakıyorum,

@Tuğçe: Tamam o zaman ben sıkıcı detaylarlar başlıyorum ;) Ohio’nun Hattersville adındaki küçük bir kasabasında geçen hikayede; sevgi, arkadaşlık, aldatma, kıskançlık, komplo, yalanlar, tutku, birazda gizem var ve tabii ki romans başrolde…

Erica Sanders, nihayet hayatının aşkı, Brian Lawson, ile tanışmış ve evlenmeye karar vermiştir. Dahası doğup büyüdüğü kasabadan da taşınacaktır. Herkesin bu ikilinin harika olduğunu düşünmesine rağmen, annesi Karen’ın onun için başka planları vardır.

@Küçük Kız: Şu gelin programlarından birinde kaynana Semra vardı ya, ahan da onun Amerika ofisi tam bu kadın kıl oldum NET!

 Erica Hattersville’in köklü ailelerinden birisinin tek kızıdır ve annesinin beklentisi; Erica’nın da, kendisi gibi, ailesinin belirlediği ve kasabanın diğer köklü ailelerinden birisinin oğlu olan Griffin ile evlenmesidir. Erica bunu istemese de annesi aklına koyduğu bu planı gerçekleştirmek için her şeyi yapmaya hazırdır. Neler yapabilir demeyin, aklınız hayaliniz durur… Dilim damağım kurudu resmen, kadının ciddi sorunları var… Evlerden uzak!

Ve işte benim kısımlar başlıyor bebeğim! =>Brian Lawson, başarılı ve geleceği parlak bir avukattır. [hemde meslektaşız kendisiyle bak ne mükemmel bir uyum (: ]Babasını genç yaşta kaybetmiş ve annesi ile büyümüş bir adam, annesine ve aile hayatına oldukça düşkün tam bir evlenilesi, sevilesi, öpülesi bir erkek (: @Tuğçe: Yani diğer bir deyişle sıkıcı işte! 

@Küçük Kız: Nasıl sıkıcı olabilir ya şu alıntıya bak güzelliğe bak;

550264_10151377337009826_1847865800_n
@Tuğçe: Brian ve Erica karşılaşır birbirlerine aşık olurlar. Erica’dan önce kimse için Brian bu şekilde hissetmemiştir ve Erica onun kesinlikle evleneceği kadındır. Bunu hiçbirşeyin engellemesine izin vermeyecektir. Erica’ da Brian ile evlenmeyi kabul eder ve ikili yaklaşmakta olan düğünlerini büyük bir  heyecanla beklemeye başlarlar.

@Küçük Kız:  Ancaaak, her şey tabi ki bu kadar güzel gidebilir mi tabiî ki hayır çünkü romanımızda bir Semra Hanım var (: Erica’nın annesi Karen, Brian’a ondan hoşlanmadığını ve kızı ile evlenmesini istemediğini her fırsatta belli etmekten kaçınmaz. Yani anlayacağınız kadın bir kaynana!

@Tuğçe: Buraya kadar her şey bilinen bir aşk romanındaki gibi açıkçası ve tahmin edeceğiniz gibi beni çok saran bir durum değil bu. [@Küçük Kız: Bilmez miyim ömrümü yedin bu kitapta(:]

Ancak bu kitapta farklı bir şey var; hem Karen etrafında dönen inanılmaz bir entrika söz konusu ve kendisi pek sevilebilir bir karakter değil (@Küçük Kız: Kadını öldürmek istememek mümkün değil diyelim istersen buna…) ama kitaba bağlanmanızı sağlıyor, hem de Erica ve Brian haricinde iki aşk hikayemiz daha var ki, bu iki hikaye de epey zorluk çekiyor diyebilirim. Daha fazla hikayeyi açık etmek istemediğimden kimler olduğunu yazamıyorum ama o iki çift arasındaki elektrik son derece uyumlu ve etkili, ki bir tanesi gerçekten sizi şaşırtabilir. Yani bir nevi yeni nesil “Yalan Rüzgarı”na hazırlayın kendinizi ;) .

@Tuğçe: Kitapta birden fazla aşk hikayesi olunca, yan karakterlerde oldukça detaylı ve hatta yer yer ana karakterlerin ötesine geçiyor diyebilirim. Ve açıkçası böyle bir romanda bu benim hoşuma gitti. Bu karakterlerden bahsedecek olursam biraz, Wilson, Erica’nın sevgi dolu babası, 30 yıldır bu evliliğe ve hayata nasıl dayanmış ben anlamış değilim, bu eziyete karşı biraz daha sert ve agresif bir tip olabilirdi diye düşünmemek elde 
değil.[@Küçük Kız: Adam iyi kendini kiliseye kapamış, o nasıl hayat be rahip olsa yeridir. ] Fazla ipucu vermeyelim bence ;). Rita, Brian’ın annesi, eşini kaybettikten sonra bütün hayatını oğluna adamış hayat dolu bir kadın. Aslında alttan alttan da oldukça güçlü bir kadın ve tabii ki sevgi dolu, bazılarının aksine. [@Küçük Kız: Bak bak nasıl kinlenmiş Karen’a bizim ki, cicim sende acayip değişimler baya duygu falan veriyorsun yazılarında şaşırtıyorsun beni.]

@Küçük Kız: Griffin, ikinci adamımız kitapta, Karen’ın Erica için doğduğu andan itibaren uygun gördüğü damat adayı, hatta ikili bir dönem birlikte olmayı bile denemiş ama şimdilerde çok yakın arkadaşlar. Tekrar bir birliktelik olur mu dersiniz? Okuyup görmeniz lazım :) Bir de April var, Erica’nın güzel ve kasabanın farklı bir sınıfından gelen en yakın arkadaşı, babası kim bilmiyor, annesi ölmüş, kendisi Victoria’s Secret’da modellik yapmış, hala modellik hayatına devam eden bir afet-i devran!

@Tuğçe: Kitapta beni rahatsız eden tek nokta, tabii Karen’ın bitmek bilmeyen oyunları ve Erica’nın bu kadar kör olması dışında, bölümler arası geçişin çok sert olması, hikayelerin birden bire kesilip diğer kişiye geçmesi oldu. Bir de tabii ki, ilişkiler noktasında – en azından ana ilişki için diyeyim – gidişatın fazlaca tahmin edilebilir olması. Ama diğer iki ilişkinin ve bir sürü aile sırrının işin içine katılması bu ikinci sıkıntıyı, kesinlikle göz ardı etmenizi sağlıyor.

@Küçük Kız: Tuğçe, bunu yazmayalım ayıp dedin ama olmaz tutamayacağım kendimi [kızma bana(:]
Sevgili okurlar, kitap bittikten sonra blog ikizim Tuğçe buluştuğumuzda aramızda geçen hayati diyalogu sansürsüz size sunuyorum.

-Küçük Kız: …Tamam sen zaten ruhsuz bir insansın, kitap bittikten sonra havalara uçmanı zaten beklemiyordum. Ama benim bir yerde ciddi kafam karıştı, bu adamların zenci mahallesinde ne işleri var, beyazları sevmez ki onlar (:
-@Tuğçe: Nasıl yani? Kitaptakilerin hepsi zaten zenci, hatta yazar bile zenci. =D
-@Küçük Kız: Oha! Hımmm ben şimdi anladım o zaman, çünkü siyah meme ucu diyip diyip durdu, Alla Alla nasıl bir esmer ne tarz bir pigment taşıyor kız demiştim kendime =D Meğersem bundanmış =)
-@Tuğçe: Sana inanamıyorum!
@Küçük Kız: Bunu BloG-Twins’de yazalım acayip geyik olur bak, cidden ahahaha çok güleriz.
-@Tuğçe: Hayır! Atışmada meme ucu falan yazmayacaksın!

… (tabi ki ben kazandım ve işte karşınızda (= devamını yazarsak sansürleniriz falan gerek yok  =)
=)=) Bence önemli detay arkadaşlar, benim yaşadığım şoku yaşamayın, bilin kitaptaki herkesin zenci olduğunu =) Ahahaha ama çok gülmüştüm ya, böyle bir saflık olamaz.=)

@Tuğçe: Evet :), anlayacağınız, entrikanın, aşkın bol olduğu, keyifli ve hızlı okunan ve sizi şaşırtacak hatta ağzınızı açık bırakacak bir kitap sizleri bekliyor.

@Küçük Kız: Ve yine Tuğçe’ye rağmen yaptığımız bir Blog Atışmasının daha sonuna geldik. Hani hayat, belli mi olur bir gün bir atışma da Tuğçe saldırılarıma cevap verir, kitap karakterleri canlanır, Dünya ters döner ve  herkes kendi Grey Elli ton’nunu bulur :p

Sizi seviyoruz, Tık’larınızı eksik etmeyin =) Çoook yakında sizi şok edecek bir çalışma ile karşınızda olacağız takipte kalın efendim ;)

Sevgilerle,

Tuğçe’nin Kitaplığı
Küçük Kızın Büyük Kütüphanesi

[ Türkiye’nin İlk BLoG-TwinS [Blog Atışması] Ekibi ]
continue reading "Yorum: Pamuk İpliği - Brenda Jackson | BloG-TwinS (İki Blog Bir Kitap)"
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...