Copyright © Tuğçe'nin Kitaplığı
Design by Dzignine
Distopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Distopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Şubat 2013 Perşembe

Yorum: Beni Seç - Kiera Cass | Konuşan Kitaplar ile Blog Turu


benisec_on
Puanlama : B-

Yazar: Kiera Cass
Çevirmen:   Derya İmer Aydınlık
Sayfa Sayısı:  304
Dili: Türkçe
Yayınevi:  DEX Kitap

Kiera Cass’ın The Selection Üçlemesinin aynı adlı ilk kitabı DEX Kitap’tan sevgililer gününde  Beni Seç adıyla çıkarak raflardaki yerini aldı. Bu akşam, Konuşan Kitaplar ile Beni Seç Blog Turunun ikinci gününde ben de sizlere, yazar söyleşisi, çevirmenimizden bir konuk yorum ve ayrıca kitaba dair fikirlerimi paylaşacağım. Biz tüm hazırlıklar esnasında çok eğlendik umarım sizler de beğenirsiniz. Önce kitaba dair yorumum ile başlayalım.
Daha önce tanıtımlar esnasında da belirttiğim gibi (tanıtım için tık tık!), bu tam bir Külkedisi masalı ve The Bachelor yarışması karışımı olmuş. Her ikisini sevdiğimi düşünürsek ben kitaptan son derece keyif aldım.

America Singer, III. Dünya Savaşı sonrası bir dünyada, insanların sınıflara (kastlara) bölünmüş halde yaşadıkları bir ülkede yaşıyor. Buranın adı Illea. Ailesi ile birlikte 5.sınıf ve bu sınıfta sanatçılar yer alıyor, tahmin edileceği üzere ancak geçiniyorlar diyebiliriz. Ve 6.sınıftan bir de sevgilisi var, ancak bu ilişki tamamen gizli, sınıflar arası ilişkinin pek hoş karşılanmadığı bir durum var ve kızların evlenmeden önce bir ilişki içinde bulunmaları tamamen yasak. 6. Sınıf hizmetkarların olduğu bir sınıf yani, durumları daha da vahim diyelim.

Ülkenin hükümdarının oğlu, Prince Maxon artık evlenme yaşına gelmiş ve Illea’dan bir kız ile evlenecek. Ancak bu kız Seçim adı verilen bir yarışma ile seçilecek. Bu yarışmada 35 kız yer alacak, kızlar bir başvuru sonrası binlerce uygun kız arasından belirleniyor ve saraya getiriliyor. America’da istemeyerek de olsa ailesinin ve erkek arkadaşının (evet doğru duydunuz!) zoru ile bu başvuruya katılıyor ve bakın şu işe ki seçilen kızların içinde yer alıyor.  Aklı Aspen’de kalarak saraya gidiyor. Evet evet, doğru sezinliyorsunuz bir aşk üçgeni durumu söz konusu ama cidden sizi kararsız bırakacak bir aşk üçgeni.

Tabii ki, hele de sınıf düzeni olan durumda, 35 kız bir araya gelirse işler çok da temiz olmaz, değil mi? ;) ama bu kısımlar için okumanız gerekecek… Sadece şu kadarını söyleyebilirim, Prince Maxon’ı sevmemeye son derece hazırdım, hatta Aspen’i sevmiştim bile – yani en azından bir yere kadar – Maxon ise şimdiden kara listemdeydi… Ama hiç de öyle gitmedi, işler beklediğim gibi gelişmedi ve bir bakmışsınız, sayfaları America ve Maxon durumları ne olacak diye hızla çevirmeye başlamışım.

Evet kabul ediyorum, konusu belki süper yaratıcı değil, örneği televizyonda zaten 10 küsür sezon yayınlanmış bir yarışma ve her kızın rüyası olan Külkedisi masalı, ya da belki distopya olmasına rağmen türün gerekliliklerini pek yerine getirmiyor ve çok yumuşak kalıyor. Ama yine de onda bir şey var ve elinize alınca bırakamıyorsunuz. Son derece keyifli ve gün geçtikçe de daha bir beğendiğinizi fark ediyorsunuz.

America son derece güzel yaratılmış bir karakter, güçlü, tutkulu ve kendini biliyor. Evet yer yer Katnis benzerlikleri var – ve kesinlikle daha yumuşatılmış – ama bence tanıtımlarında kullanılan Açlık Oyunları benzetmesinin uzaktan yakından alakası yok kitapla. Kendince bir tarzı var ve kesinlikle yarışmada şartlar ne olursa olsun bu tarzından ödün vermiyor. Bu durumda kendisini çok kolay sevmenizi sağlıyor. Yan karakterlerin oldukça zayıf geçildiğini söyleyebilirim. Aspen, Maxon ve America’nın kişilikleri daha net görülebiliyor. Ama birkaç kişi haricinde geneli iyi insanlarla dolu ;)

551373_212940662185774_158920221_n

Maxon’a dair çok fazla bir şey söylemeyeceğim çünkü spoiler vermekten çekiniyorum. Her an kendimi kaybedip, hepsini anlatabilirim ;) Yetiştiği ortama göre, kendisini inanılmaz geliştirmiş. İyi huylu, anlayışlı, ilgili, tabii ki yakışıklı ve prens yani ; anlayacağınız, sevmemeniz mümkün olmayan bir karakter. Bir de Aspen var tabii, açıkçası Aspen ve America’yı en başta doğrudan sevdim, yalan değil. Yaşam tarzlarına ve yokluğa rağmen son derece saf bir aşk sunmuştu yazar çünkü. Ama işin içine bu Seçim girince kendisi bir miktar bozuldu ve America’yı cidden üzdü diyelim. Sanırım kitabı okuyan herkes burada takım değiştirmeye hazırdı zaten…

Yazar ikili arasındaki ilişkinin masumiyetini, duyulan sevgiyi, hisleri, yokluğu ve sonrasında yaşanan acıyı son derece becerikli bir şekilde yansıtmış ve bu sayede de okuru kitaba bağlamayı başarmış bence.
Bir de distopya olması itibariyle araya sokulmuş gibi duran ama sanırım ikinci kitapta daha ciddi bir durum kazanacak bir isyancılar durumu var hikaye esnasında, ama dediğim gibi çok ciddi bir olay bu ilk kitapta görülmüyor. Ufak tefek politik bilgiler ediniyoruz sadece ve merak ediyoruz, işin bu kısmı nereye gidecek. Tabi bir de, aynı konuya dahil olacak muhtemelen bir bilgi daha var ki, bu gençlerin hepsi tarihleri konusunda bilgisiz ve özellikle eğitilmiyorlar bu konuda. Ben buradan daha karanlık bir yerlere gideceğimize inanıyorum sonraki kitaplarda açıkçası ;)

Dediğim gibi Beni Seç, edebi olarak bir baş yapıt değil belki ama kesinlikle dünyadan kopmanızı sağlayacak, son derece keyifli bir hikaye. Kitabın kolay dili, bilinen hikayesi de hızlı bir okuma olmasını sağlıyor, yalnız kendinizi hazırlayın, inanamayacağınız bir son sizi bekliyor! İkinci kitaba anında devam etmek istiyorsunuz ama ikinci kitabın daha Amerika’da bile çıkmamış olduğunu öğrenince yaşadıklarınızı ben görmek isterim şahsen!

Kitabın çevirisi de son derece keyifli, sayılı Türkçe’sine göz atma imkanım olan kitaplardan oldu Beni Seç ve orijinali ile karşılaştırma imkanım oldu, çevirmeni ayrıca tebrik ediyorum ve de DEX Kitap’a bu turdaki katkılarından dolayı teşekkür etmek isterim.
4

Aşağıda sizler için keyifli olmasını umduğumuz bir de Team Maxon ve Team Aspen çalışmamız var, yukarı da yazdıklarımdan sonra herhalde Team Maxon diye ayrıca belirtmeme gerek yoktur, kendi durumumu. Gerçi ben kitabın sonundaki cümlesi ile Aspen'i de tekrar oyunda göreceğimize eminim ve hatta takımlar konusunda kararsız kalacağımıza da eminim diyebilirim.
542620_503928639648624_973818097_nişte kodlar ;) 

Team Aspen;
<a href="http://konusankitaplarileblogturu.wordpress.com/" target="_blank"><img src="http://i46.tinypic.com/xp4sna.jpg" border="0" alt="Image and video hosting by TinyPic" /></a>

Team Maxon;
<a href="http://konusankitaplarileblogturu.wordpress.com/" target="_blank"><img src="http://i46.tinypic.com/5ciu5y.jpg" border="0" alt="Image and video hosting by TinyPic"></a>

19 Şubat 2013

20 Şubat 2013 
Yazar Söyleşi - http://tugceninkitapligi.com/Alıntılar - http://kitapsayfalarii.blogspot.com/ ve  http://kahvekokulukitap.blogspot.com/
Başka Bloglarda Neler Yazılmış  –http://kitaptelvesi.blogspot.comFilm Olsaydı Kimler Oynardı? – http://tarihiaskromani.blogspot.comPeki Ya Sonra Ne Olacak? – 9 blog* birden…
*9 blog’un birden yorumlarını http://konusankitaplarileblogturu.wordpress.com  adresinde bir arada bulabilirsiniz…
**Dex Kitap’a katkılarından dolayı teşekkür ederiz!dex-kitaplgo
continue reading "Yorum: Beni Seç - Kiera Cass | Konuşan Kitaplar ile Blog Turu "

Yorum: Legend - Marie Lu


9275658
Puanlama : B+

Yazar: Marie Lu
Çevirmen:   -
Sayfa Sayısı:  305
Dili: İngilizce
Yayınevi:   Putnam Juvenile

Legend Marie Lu’nun ve aynı zamanda planlı bir üçlemenin de ilk kitabı. Distopya türünde olan bu roman, Amerika’da 2011 sonunda, İngiltere’de ise 2012 başlarında okurla buluşmuş ve geçtiğimiz günlerde de ikinci kitap Prodigy raflardaki yerini aldı.

Son derece hızlı ve aksiyon dolu bu kitabı okumakta niçin bu kadar beklediğimi bilemiyorum. Bilim kurgu türünü pek sevmem desem de söz konusu distopyalar olunca ben pek uzak duramıyorum ve önüme geleni okumaya çalışıyorum aslında.

Legend, gelecekte bir tarihte, Los Angeles’ın kalıntıları üzerinde kurulu, yaklaşık 20 milyon nüfuslu Amerika Cumhuriyeti’de geçiyor.  Ülke özellikle doğu bölgesindeki kolonilerle savaş halinde ve sebebi bilinmeyen bir salgın hastalık insanların hayatını almaya devam ediyor. Hastalığın tedavi ve koruması tabii ki elit/soylu kesimin elinde bulunuyor. Nüfus ciddi olarak iki gruptan oluşuyor, zenginler ya da soylular diyebilirsiniz ve bir de hiç bir şeyi olmayan fakirler. Ülkenin başında 11.kez 4yıllık görevine devam edecek Elector Primo bulunuyor –  konumuzla şimdilik pek ilgisi yok ama bir de sevimsiz bir oğlu var ki sormayın.

10 yaşına gelen her çocuk denemeler adı verilen bir sınav tabi tutuluyor ve yüksek not alanlar, lise ve üniversite okuma şansı elde ediyor. Düşük notlar alanlar işçi olarak kullanılıyor. Tabii ki, varoşlardaki çocuklar genel olarak düşük notları alanlar. Yani anlayacağınız, iyi durumdakiler iyi, kötü durumdakiler daha kötü olarak yaşamaya devam ediyor.

Buraya kadar türe ait tüm klişeleri ve gereklilikleri barından bir romandan bahsediyoruz ancak bu söylemem yanlış anlaşılmasın, bunu tamamen okuru doyurmayı ve türün ihtiyaçlarını fazlası ile karşılamayı başarması nedeniyle yazıyorum. Üzerine bir de inanılırlığı oldukça yüksek bir tablo sunuyor. Yazarın anlatımdaki ve dünya kurmadaki başarı sayesinde okurken, adeta filmi izliyormuş gibi hissediyorsunuz. Ki ben okurken özellikle bundan süper film olur diye düşünmeden edemedim ve gözümün önüne sahneleri getirmekte hiç zorlanmadım. Eh film hakları alındığına (film hakları Alacakaranlık serisinin yapımcıları ile CBS’e satılmış) göre canlandırma konusundaki karşılaştırmamızı yakın zamanda yapabiliriz inşallah J Neyse devam ediyorum.

Atmosferin anlatımındaki başarı karakterlerin yapısında da devam ediyor, hikaye de rahatlıkla ilgi duyacağınız karakterler tam da yeterli düzeyde derinlikle yaratılmış. Ne sizi boğuyor ne de karakterleri dışarıdan seyredip anlayamadığınız bir düşünce yapısına maruz bırakıyor. Hikaye benim genel olarak çok keyif aldığım bir yapıda, çift anlatım ile sunulmuş. Dönüşümlü olarak June ve Day’in ağzından dinliyoruz macerayı. Her ikisi de on beş yaşında – gerçi bir noktayı belirtmeden edemeyeceğim, okurken Day’in sadece on beş yaşında olduğuna inanmakta güçlük çekmedim dersem yalan olur – June, Cumhuriyet’in Denemelerinde tam puan almış tek çocuğu ve başarısı ileriki dönemlerde de devam etmiş, parlak bir kız ama biraz kural tanımaz, burnu havada diyelim. En büyük hayali başarılı bir asker olup, birlikte büyüdüğü ağabeyi gibi ülkesi için savaşmak.  Day ise Cumhuriyet’in en azılı suçlusu, zenginlerden çalıp varoşlara yardım ediyor – evet biraz Robin Hood havası var kabul ediyorum -  ve aslında tek amacı ailesinin maruz kaldığı salgına bir çözüm bulabilmek. Tabi ki, çok becerikli, yakışıklı, bildiğiniz yenilmez adam :) ama dediğim gibi kendinizi çok kaptırmayın on beş yaşında sadece :)

Legend

Birçok distopyada olduğu gibi bunda da ararsanız Lois Lowry’nin Seçilmiş Kişi’sini, Scott Westerfield’in sabun köpüğü aksiyonunu ve karakterlerin altlarında Suzanne Collins’in Açlık Oyunlarının temellerini bulabilirsiniz. Ve tabi ki, güzel birçok aksiyon filminde yaşanan yenilmezlik, her şeyi başarabilme ve tahmin edilebilirlik sıkıntıları bu kitapta mevcut ama bunları daha ilk cümleden “Annem öldüğümü sanıyor”  okuru yakalayarak, yapılan başarılı giriş ve yetenekli kalem ile unutturacak hızda bir roman ortaya koyuyor yazar. Olup biteni okurken, kendinizi kaptırıyor ve klişeleri boş verip, savaşın, kaçışın, bombalamanın ve isyancıların bulunduğu bu heyecanlı maceraya atılmış buluyorsunuz.

Bu keyifli roman Açlık Oyunları ve Uyumsuz’un ardından son zamanlarda okuduklarım arasında üçüncü sıradaki yerini almayı başardı. Bu tarzdan hoşlananlara tavsiye ederim. Umarım yakın zamanda biz de yayımlayacak bir yayınevi çıkar.

Önümüzdeki hafta bir ön okuma da ayarlarım bakarsınız...

continue reading "Yorum: Legend - Marie Lu"
30 Ekim 2012 Salı

Uyumsuz - Veronica Roth


Herkese iyi haftalar,

Salı'nın Pazartesi olduğu bir haftaya başlıyoruz, hangi günde olduğumun sürekli karışacağı bir hafta olacağı kesin...

Önce bayram sonrada WTA maçları derken kitaplarla ilgili yazmayı biraz ihmal ettim ama hızla geri dönüyor ve bu haftaya Artemis Yayınları'ndan Eylül ayında yayınlanmış oldukça heyecanlı bir distopya ile başlıyorum. Ben aslında Uyumsuz'u (Divergent) geçtiğimiz sene Amerika'da ilk çıktığı zaman okumuştum, Açlık Oyunları severlere sıkça önerilen bir kitap olarak hızla Bestsellers listesinde kendine yer bulmuştu. Burada sessiz sakin çıkmış olmasına gerçekten şaşırıyorum.

Planlanmış bir üçlemenin ilk kitabı Uyumsuz, ve hikaye kısaca şöyle;

Roth'un gelecekteki Şikago'su,  beş erdemden yola çıkarak, beş ayrı topluluğa bölünmüş durumda; Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Bilgelik, ve onaltı yaşına gelen her genç, bu beş topluluktan birini seçerek hayatlarına bu doğrultuda devam etmek durumunda. Bu topluluklar bir yandan, koruma, araştırma, yönetme gibi kendi sosyal rollerini yerine getirirken, bir yandan da toplumun bütününün huzur ve foksiyonelliğini sağlamak amacındalar. Kahramanımız Tris'de (Beatrice Prior), onaltı yaşındadır ve topluluk tercihini yapacağı seçim günü gelmiştir.

Kitabın başında da belirtildiği gibi "Tek bir secim  seni dönüştürebilir." Tris bir yandan ailesinden ayrılma fikrinden uzak durmaya çalışmakta ama bir yandan da içinde yaşadığı topluluğa tam olarak uymadığının farkındadır ve kendi benliğini bulmayı istemektedir.
Seçim günü öncesinde uygulanan oryantasyon testleri de - bu testler kimin hangi topluluğa daha uygun olduğunu belirlemek amacıyla yapılmaktadır - Tris'in bu kararsızlığını destekler yönde çıkmıştır. Herkesin genel olarak hangi bölgeye ait olduğu net bir şekilde belliyken, Tris'in test sonuçları, testler esnasında ters giden birşeyler sonucunda, kitabın devamına olacak olaylara sahne hazırlar şekilde "Neticesiz" olarak açıklanmıştır. O, birçokları gibi tek bir erdeme uygun olmak yerine birden fazla erdeme uyumluluk gösteren bir "Uyumsuz"dur. Ve bu, zaten dengelerin ve barışın incecik bir ipliğe bağlı olduğu toplumda son derece tehlikeli bir durumdur.

Tris, ailesi ile birlikte yaşadığı Fedakarlık'ı bırakarak, cesareti ve ataklığı ile bilinen topluluk, Cesurluk'u seçer. Sürekli bu topluluk için kendi kanıtlamak üzerine kurulu, hayati tehlikeler içeren bir dolu görev ile boğuşurken, bir yandan da sistemin kendisini zorladığı, kendine yeni bir aile kurmanın yarattığı zorluklara göğüs gerekmektedir - çünkü bir kere büyüdüğü topluluğu terkedenin artık ailesi ile iletişime geçmesi pek kabul edilen bir durum değil. Zamanla, içinde yaşadığı topluluk ve birlikte vakit geçirdiği insanlarla ilgili bir dolu sırrı çözmeye başlar. Görünen o ki, toplum insanları ne kadarda kişilikleri ile sınırlamaya ve sınıflandırmaya çalışırsa çalışsın, insanlar yine de direniyor, hele de bu sınıflandırma hayat boyu sürülecek yaşam tarzının sınırlarını belirliyor ise... Ve, hükumet problemleri de baş göstermeye başlayınca Tris'in tüm dünyası alt üst olmak üzeredir.

Tris, bana göre birçok bu tarz seride yer alan, ne yapacağını bilemeyen, herkesin korumak için can attığı kahramanlardan değil, aksine başından beri ne yapmak istediğini bilen, azimli, akıllı ve güçlü bir karakter, yine de zaman zaman savunmasız olduğu durumlar olmuyor değil tabi. Bu sayede bu gerçeküstü hikayede, gerçekliğini de korumuş oluyor ve bu türe de yeni bir nefes getiriyor. Ayrıca, kitap boyunca hikayenin kahramanı olarak, yenilmez, süper kız haline gelemiyor olması da bu hissi destekliyor.

Ama Uyumsuz, herşeyi ile mükemmel değil; türün önde gelen kitapları ile çeşitli benzerlikler bulmak mümkün. Hikayenin genelinin son zamanların en popüler distopyasına benzemesinin ötesinde, seçim günü kısmı Lois Lowry'nin Seçilmiş Kişi kitabına, aksiyon ve kitabın doğası Scott Westerfeld'in Çirkinler'ine benziyor - ama özellikle bu son kitaba göre daha iyi düşünülmüş demeliyim. Yine de, bütün iyi distopyaların altında yatan gerçeği çarpıtarak, sorgulama ve eleştirme noktasında maalesef kısa kalıyor, en azından serinin bu ilk kitabı için söyleyebiliriz bunu, çünkü burada sunulan toplumsal ögeler, aksiyonun gerisinde kalıyor ve okuyucuyu içinde bulunduğu toplumu düşünerek sorgulamaya yöneltmiyor, eğer böyle bir beklentiniz var ise bunu unutun derim. Ama eğlenme ve keyifli bir okuma noktasında diyecek bir söz yok.

Konuca benzerlerinden farklı olmasa da, yazım tekniği ve şekli ile ön plana çıkıyor demek yanlış olmaz. Genç yaşına rağmen Roth'un, kelimeleri seçmedeki ve son derece canlı sahneler yaratma konusundaki başarısı kitap boyunca gözden kaçmayacak düzeyde. Olayları ve karakterleri zenginleştirdiği detaylar ve anlatım tarzı ile okuyucu için daha derin bir deneyim yaratıyor. Özellikle, kimi okuyucuyu yabancılaştıracak bile olsa, popüler olabilmek adına basit ve yüzeysel bir anlatımı seçmeyen yazar, yoğun ve detaylı yazımı ile sadece anlatmıyor, adeta gösteriyor.

Yazımın en başında da söylediğim gibi Açlık Oyunlarına benzerlikler bulabileceğiniz bu hikaye, şiddet ve aksiyon noktasında da geri kalmıyor. İhanet, aşk, savaş ve tabii ki seçimlerin yer aldığı bu kitap, iyi bir distopyada bulunması gereken bileşenleri içerdiği gibi, tam düzeyinde bir şüphe ile kitabın sonuna kadar merak etmenizi ve sayfaları hızla çevirmenizi sağlıyor ve birçok beklenmedik olayla da sizi sürekli şaşırtmaya devam ediyor.

Ve tabii ki, tüm heyecanın ve aksiyonun içerisinde birde romantizm yer alıyor. Cesurluk lideri Four ile Tris arasında ama bunun için kitabı okumanız gerekiyor :)...


continue reading "Uyumsuz - Veronica Roth"
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...